İran’ın nükleer adımını mütevazı bir görüntüyle geri çekmesine yönelik açıklaması, yani ‘Brezilya ile olabilir’ demesi sürecin yeni bir aşamaya geldiğini işaret ediyor mu?
Bu bir soru. Fakat daha önemli sorular da var. Çünkü ‘şer ekseni’ sadece Tahran’dan oluşmuyordu. İran kadar önemli ama ondan çok daha fazla nükleer teknolojiye sahip Kuzey Kore de sürecin içinde.
Çoğunlukla şüpheyle karşılansa da, aynı ‘konjonktür’ içinde bu ülkeden sızan kimi bilgiler, Kore’nin de nükleer ılımlılık sürecine katılabileceğine işaret ediyor.
Tabii bu noktaya nereden gelindiği önemli. Her iki ülkeye de bu manada baskı yapan ana kaynak elbette ABD. Amerika’nın önce Rusya ile nükleer silahsızlanma anlaşmaları imzalaması, ardından Tahran yönetiminin Brezilya’yı aracı olarak seçmesi-not düşmek gerekiyor: bu açıklamadan kısa süre sonra Ahmedinejat nükleer çalışmaların aynen devam edeceğini söyledi ki Brezilye ile ilgili açıklama da Cumhurbaşkanlığı’ndan gelmişti. Yani?-benzer sürecin Pyongyang’da da esmesine neden olabilir!
Teori safhasında da olsa bu bakışı netleştiren yeni bir gelişme oldu. En azından öyle de yorumlandı Batı tarafından. Ortalıkta gözükmeyen, Batı’nın ‘nereye gitti bu adam yine’şüphesine her kapıldığında ‘öldü’ iddialarını ortaya attığı Kim Jong-il gizemli bir tren yolculuğundan sonra Çin’in başkenti Beijing’e ulaştı. (Hâla iki ülke resmi olarak bu ziyareti kabul etmiş değil!)

Görüşmelerin içeriği ile ilgili ‘tam’ bilgi yok. Elbette iki ülke arasındaki ilişkiler, ekonomik yardım vb gibi konuların ele alındığı açık. Fakat herkes biliyor ki asıl mesele bu değil.
Ziyaret aynı zamanda, bir Güney Kore fırkateyninin şüpheli batışı ve bir çok askerin ölümü ile de aynı zamana denk geliyor. Güney Kore’nin battığı sulardan çıkardığı fırkateynden elde edeceği bilgiler yeni bir gerginliğin başlangıcı olabilir.
Bu da dahil nükleer konu Çin-Kuzey Kore temasının ana stratejik eksenini oluşturmuş gibi! Kısa bir süre içinde kuvvetle muhtemel Kuzey Kore’den gelecek bir “işaret” bu meselenin yeni-veya eski-eksenini belirleyecek.