“Pakistan’da sistem çöktüğü vakit ne kadar nükleer baÅŸlığın ne ÅŸekilde tahliye edebileceÄŸimizi ÅŸimdiden hesaplamak zorundayız…” Bush yönetiminin ÅŸahinlerinden John Bolton’un pek çok niyeti açık eden bu sözleri bununla kalmıyor: “Amerika Pakistan içinde askeri müdahaleye hazırlanmalı, nükleer silahları ve Batı’nın çıkar bölgelerini kontrol etmelidir.”
Bush yönetimi ile Obama döneminin dış politikalarının bir birinden farklı olduğunu, yeni dönemde Amerikan politikalarının daha barışçıl yöntemler izlediğini düşünenler bu sözleri ciddiye almayabilirler. Amerikan politikasındaki değişim ve süreklilik noktalarını gözardı edenler imaj kampanyasının göz kamaştırıcı dünya tasarımının miyopluğuna kurban gidebilirler.
Uzun süreden beri Pakistan üzerinde çok boyutlu bir oyun oynanıyor. Bir yanda “”fanatik İslamcılar” ülkeyi tehdit ederken diÄŸer taraftan Taliban güçleri Amerikan askerlerine saldırıyor. Hatta bu aÅŸiret bölgelerine yuvalanmış Taliban güçlerinin El- kaide liderini sakladıklarından emin Amerika.
Durum bununla da sınırlı olsa Amerikalıların “demokrasi ve özgürlük getirmekten” baÅŸka misyonu olmayan iÅŸgal güçleri her gün bir Pakistan köyünü ya da düğün alayını insansız uçaklarla füze yaÄŸmuruna da tutmayacak. Siyasi ortamın iyice istikrarsızlaÅŸtığı ülkenin elinde sayıları 200 kadar olduÄŸu tahmin edilen atom bombası bulunuyor. Dünya barışını tehdit eden bu bombalar her an “fanatik dinci teröristlerin” eline geçebilir. Üstelik The Guardian’ın altını çizerek yazdığı gibi Pakistan nükleer kapasitesini artırmak için yeni santraller devreye sokuyor. Ayrıca nükleer tesisleri çatışmaların en yoÄŸun olduÄŸu Pencap ve Serhat eyaletlerinin sınır bölgesinde bulunuyor. Independent Institute for Science and International Security için rapor hazırlayan David Albright, Talibanla mücadele etmekten baÅŸka amacı olmayan (!) Amerika’nın ister istemez Pakistan’ın nükleer silahlarına yoÄŸunlaÅŸmak zorunda kaldığını rapor ediyor.
Amerikan’ın ilgisi o kadar yoÄŸun ki, DışiÅŸleri Bakanı Clinton bile (on bin kiÅŸilik özel eÄŸitimli birliÄŸin korumasındaki) bu nükleer silahların nasıl korunacağını dert edinmiÅŸ. Bu silahların ülkenin farklı bölgelerine dağıtılmasını önermiÅŸ.
Pakistan’ın nükleer silahı sadece Amerika’yı kaygılandırmıyor. Rusya’nın da zaman zaman gerçek nükleer tehdidin Pakistan olduÄŸunu ileri süren açıklamaları olmuÅŸtu. İran’la olan nükleer alışveriÅŸ konusunda üzerindeki baskıyı hafifletmek için de olsa ortaya Pakistan isminin atılması hiç de tesadüf deÄŸil.
Tüm bu olup bitenlere ilaveten diplomatik alanda bölgede önemli bir denge deÄŸiÅŸikliÄŸi yaÅŸandı. Obama’nın özel temsilcisi Hollbrooke diplomatik maharetini sergile-yerek Hindistan’ı yanına çekti. En son olarak da Hindistan’ın bölgedeki Amerikan operasyonlarına her türlü desteÄŸi vereceÄŸini açıklayarak denkleme dahil olması Pakistan açısından son derece tehlikeli bir sürecin baÅŸlangıcı için adeta iÅŸaret fiÅŸeÄŸi iÅŸlevi gördü. Bölgede kurulu Pakistan-Hindistan dengesi, zaten iç sorunlarla başı dertteki bu çok uluslu İslam ülkesi aleyhine bozulmuÅŸ oldu.
Obama’nın OrtadoÄŸu’da barış rüzgarları estirmesine raÄŸmen Af-Pak bölgesinde bunca karamsar tablo çizme-mizin nedeni sadece Pakistan’ın nükleer silahlarını elinden almaya yönelik imalardan ibaret deÄŸil.
Amerikan dış politikasındaki süreklilik unsuru, Af-Pak konusunda adeta Bush çizgisinde devam ediyor.
Obama bu bölgede sanılanın aksine, Pakistan’ın parçalanma ve nükleer silahlarına el konma opsiyonu dahil askeri seçeneÄŸi elinin altında tutuyor ve korkulan o ki bu seçenek hiç de atıl olarak elinde tutacağı bir koz deÄŸil.
Taliban faaliyetleri, Swat’ta geleneksel olarak zaten yıllardır var olan ÅŸer’i hükümlerin uygulanması, (Hollbrooke’un bu durumda İslamabad ÅŸeriat tehlikesi altında dediÄŸini hatırlayalım) nükleer silahların her an teröristlerin eline geçme tehlikesi (!) sürekli iÅŸlenen bir propagandaya dönüştü. Bu propagandanın ne türden bir askeri ve siyasi operasyonu meÅŸrulaÅŸtırmak için kullanılacağına dikkat kesilmek zorundayız.
Irak iÅŸgalini kavrayamayan, hatta “Türk askeri girsin” diye destek verenlerin bir ülkenin iÅŸgali ya da parçalanmasıyla sonuçlanacak yeni Amerikan politikalarını anlamaları zor. Hele sempatik baÅŸkan OrtadoÄŸu’da bizim önümüzü açtıktan sonra.
Akif Emre / Yeni Åžafak
Yorum göndermek için Giriş yapmalısınız.