Eski DEP’li, yeni iÅŸ kadını Leyla Zana, yanlış hatırlamıyorsam Diyarbakır’daki bir mitingde; “Bizim liderlerimiz; Apo, Barzani ve Talabani’dir” demiÅŸti. Yani, “Biz Kürtlerin üç lideri var” demiÅŸ ve hiçbirini birbirinden de ayırmamıştı.
Bu söz, sadece Zana’ya ait deÄŸildi elbette. Zana’nın temsil ettiÄŸi kitle de aynı ÅŸeyi düşünüyordu, Zana dillendirmiÅŸ oldu sadece.
Oysa, Zana’nın “liderlerimiz” dediÄŸi Barzani ve Talabani, yıllarca birbirleriyle çatıştılar, savaÅŸtılar, kan döktüler geçmiÅŸte ve halâ da aralarında belirgin sıkıntılar, hissedilir çekiÅŸmeler devam ediyor.
Ayrıca, 90′lı yıllarda kâh Barzani, Türkiye’nin yanında yer alarak PKK ile, yani diÄŸer lider Apo ile savaÅŸtı, kâh Talabani.
Tarih boyu birbirleriyle didişmiş, çekişmiş, savaşmış üç liderin üçü de nasıl oluyorsa onların birbirinden ayrılmaz liderleri olabiliyor, anlamak çok güç gerçekten!
Önümüzdeki yakın süreçte, Erbil’de, bölgedeki Kürt gruplarının temsilcilerinin katılımıyla “Kürt Konferansı” adı verilen bir toplantı gerçekleÅŸtirilecek.
Öcalan, bu konferansın organizesini ABD’nin yaptığını ve konferansın amacının da ABD, bazı AB ülkeleri, Türkiye ile Irak Merkezi ve Bölgesel Kürt Yönetimlerinin ortak kararıyla PKK’nın tasfiye edilmesi olduÄŸunu düşünüyor. Bu nedenledir ki konferansı eleÅŸtiriyor, eleÅŸtirmekle kalmıyor, “Konferans sonucunda ABD politikası gereÄŸi teslimiyet dayatılırsa, PKK da meÅŸru direnme hakkını kullanır ve sorumluluk benden gider” diyerek, tehditkâr bir tavır takınıyor.
Öcalan’a göre; ABD, Türkiye, Talabani ve Barzani anlaÅŸtılar, PKK’yı bitirecekler. O halde, Zana’ların üç liderinden ikisi uçtu, elde kaldı tek lider!
Gelelim eldeki tek lidere…
Öcalan, ABD konusundaki yaptığı eleÅŸtiri ve deÄŸerlendirmelerin arasına, kendisi ile ilgili engin görüşlerini de serpiÅŸtirme ihtiyacını hissediyor olmalı ki, “Ben halkım için varım. Halkım için yaşıyorum. Halkım için ölmemeliyim. Yoksa ölümden korkmuyorum” açıklamasını yapıyor.
Devam ediyor Öcalan, “Bana, yakalandıktan sonra, meÄŸer ne kadar korkakmış diyenler oldu. Suriye’den çıktığında neden daÄŸa deÄŸil de Batı’ya kaçtı diye eleÅŸtirenler de oldu. Onlar anlamazlar. Ben, ABD’nin pis politikalarını önceden gördüm ve ta o zamanlar anladım. Halkımı bundan (ABD’den) korumak istediÄŸim için de biraz yumuÅŸak davranmak zorunda kaldım.
Halkım için daÄŸa deÄŸil, Batı’ya kaçtım, çünkü ölmemeliydim, halkım için yaÅŸamalıydım” diyor.
Apo’nun, içinde bulunmasına raÄŸmen yansıtmaya çalıştığı çeliÅŸki dolu psikolojisi, oldukça megalomanca gelmiyor mu size!
Burada, altı çizilmesi ve pas geçilmemesi gereken çok önemli bir husus daha var. Çünkü; “CAN” söz konusu.
Demek ki Apo’ya göre daÄŸ; “ÖLÜM” demekmiÅŸ ve sırf halkı için, ölmemek için Batı’ya kaçmış.
Peki, anladık da Öcalan, Åžam’dan çıkmadan evvel, onca yıl neden bir kez olsun daÄŸa, yani cepheye gitmemiÅŸ olabilir ki!
O günlerde de, baÅŸka baÅŸka “pis politikaları” herkesten önce ve bir tek o görmüş ve anlamış olabilir mi!
Bence aynen öyle! Çünkü Öcalan’a göre; kendisi varsa Kürtler var, kendisi yoksa onlar hiç yok! Sırf onlar için “yumuÅŸak” olmak zorunda kalıyor, sırf onlar için daÄŸa deÄŸil de Batı’ya kaçıyor. Üstelik, Suriye’deyken yanındaki adamlarına ve daÄŸdaki kadrolarına sinirlendiÄŸi zamanlarda; “Siz aptalsınız. Kafanız hiç çalışmıyor. Geri zekâlılar. Ben olmazsam bir b… beceremezsiniz, siz bir hiçsiniz. Ne olacak, Kürt kafalılar” diyerek, onları aÅŸağılamasına raÄŸmen!
Düşünebiliyor musunuz liderin fedakârlığını!
Apo’nun, kendisini, bir nevi “Kürtlerin Peygamberi” olarak görmesi, bence çok doÄŸal. Neden? derseniz…
Çünkü; söylediği, talimat verdiği, önerdiği, kısacası ağzından çıkan her şey, taraftarlarınca fetva olarak algılanıyor.
Hiçbir fikrine karşı, en ufak bir eleştiri dahi yapılmıyor, yapılmadı, yapılamıyor.
O’nun haricinde kimse, ama kimse, farklı tek bir söz dahi söylemedi, söyleyemedi, yeni bir fikir ortaya atamadı, atmadı.
Söylüyormuş gibi olanlar ise, bizzat kendisi veya sadık köleleri tarafından hemen susturuldu veya cezalandırıldı.
“Biraz başım aÄŸrıyor” dedi, “Apo’nun saÄŸlığı saÄŸlığımızdır” dediler.
“Yalnız kaldım, canım sıkılıyor” dedi, “Apo’ya uygulanan tecride son” dediler.
“Başımı biraz eÄŸmek için kafama bastırdılar” dedi, “Apo’ya uzanan eller kırılsın” dediler. Dediler de dediler…
Sırf Apo için, “Yeter artık” anlamına gelen “Edi bese” kampanyaları baÅŸlattılar. Eylemler yaptılar, bombaladılar, molotof kokteyller attılar, yüzlerce arabayı sabote ettiler, yaktılar.
Gerçekten de anlaşılıyor ki, HEP ile başlayan süreçten DTP ile devam eden sürece kadar, içlerinden hiç kimse yeni bir kişilik olarak, farklı bir kişilik olarak, kendi özgür iradesini ortaya koyabilecek bir kişilik olarak, ortaya çıkmadılar, çıkamadılar. Hepsi görüntüydü, göstermelikti kısacası.
Meselâ, Apo, DoÄŸu ve GüneydoÄŸu’nun, yüz yılı aÅŸkındır süren kemikleÅŸmiÅŸ sorunları olan töre cinayetlerinden, aÅŸiretler arası çatışmalardan, kan davalarından, genç kız intiharlarından, baÅŸlık parası ve berdel gibi çaÄŸdışı uygulamalardan hiç bahsetmedi örneÄŸin.
Giderek artan nüfus ve buna bağlı olarak dev gibi büyüyen işsizlikten, açlıktan, yoksulluktan hiç dem vurmadı, bir kez olsun.
İşsiz-güçsüz gençlerin uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar edinmesini de hiç dile getirmedi meselâ.
Yine işsiz güçsüz gençlerin, hatta çocuk yaşta olanlarının, kapkaç, hırsızlık ve uyuşturucu gibi çeşitli mafya ve çetelerinin eline düşmesine de aldırmadı, tıpkı diğerleri gibi.
Aslına bakılırsa, Apo’nun; “Artan nüfus ve iÅŸsizlik, doÄŸal olarak örgüte katılımı artırır” söyleminden ne kadar keyif aldığını, ellerini ovuÅŸturduÄŸunu tahmin etmek, çok da zor olmasa gerek, bu durumda.
Hani Kürt halkını düşünüyordunuz! “Halkımız” diyordunuz, onlar için varız diyordunuz! Niye, kemikleÅŸmiÅŸ, kansere dönüşmüş bu sorunları bir parça olsun çözmek için en küçük bir adımı dahi hiç, ama hiç atmadınız?
Çünkü, ya “Apo’dan bu konularda bir talimat gelmedi” veya eÄŸer adım atarsak, “Bırakın bu fani iÅŸleri, siz dediklerimi yapın yeter” fırçasını Apo’dan yiyebiliriz diye düşündünüz muhtemelen!
Derin bir nefes alıp, tekrar dönelim biricik Öcalan’a…
Apo, İmralı yolculuÄŸunun ilk dakikalarında “Hizmetinizdeyim” demiÅŸ, sergilediÄŸi ürkek tavır ve gösterdiÄŸi çabuk teslimiyet nedeniyle de “korkak” denmiÅŸti o’nun için. Önceden hissettiÄŸi pis politikalar (!) nedeniyle de biraz “yumuÅŸak” bir duruÅŸu vardı. Bunu, aynen Apo da ifade etti zaten.
Evet, o ruh haliyle, uçakta belki biraz, bir kez de olsa, sadece ve sadece kendisi için, korkmuştu! Tamam olabilir, insanlık hali bu! Ancakkkk, daha sonraki yumuşak tavrı ise, kesinlikle ve kesinlikle, sadece halkı içindi!
Sağ olasın, eksik olma (!) Apo, ama artık Kürt vatandaşların üzerinden elini çek. Onlar sensiz de (!) yapabilirler, onların da aklı var, fikri var, ruhu var,karakterleri var, bunları zaman zaman kabul etmeyip, sinirlendiğinde aşağılasan da.
Tamam, bir kez daha kabul, sen tek’sin, bir’sin, en’sin, çok’sun! Ama, bu kadar fedakârlık da olmaz yani!
O mübarek (!) elini, eskiden Suriye’de olduÄŸu gibi fanilanın içinden sokarak yuvarlak göbeÄŸini keyifle ve nara atarak kaşıyabilirsin aslında.
Bırak artık bu yüce fedakârlığı(!), biraz da sen rahat et ve biraz kendine, sadece ve sadece kendine zaman ayır, ara sıra nefeslen, hiç olmazsa bu sefer sadece kendin için, and verdim Allah aşkına!
Â
Siyaseten.Com
Â
Sebahattin TALUÂ
sabahattintalu@gmail.com
Yorum göndermek için Giriş yapmalısınız.