Wednesday, February 8, 2012 18:31

Bir Büyük ve Örnek Lider - Aliya

Posted by admin on Pazar, Åžubat 22, 2009, 13:36
Bu Yazı Büyük Liderler Kategorisinde ve 0 Yorum var.

Bilge Kral - Aliya  veya Son Osmanlı başta olmak üzere herkesin gönlünden bir Kahraman İsmi ile biliniyor.

BOSNA-HERSEK eski CumhurbaÅŸkanı ‘Bilge Kral’ Aliya İzzetbegoviç Hakk’a yürüdü. Allah (c.c.) mekanını cennet eylesin ey unutulmaz lider! Seni unutmayacağız! Aliya, mücadelesi ve siyasi kararlılığı nedeniyle tüm Müslümanların kalbinde taht kurmuÅŸtu.

Bosna-Hersek Müslümanlarının sembol lideri Aliya İzzetbegoviç hakkın rahmetine kavuÅŸtu. Saraybosna’daki Kosova hastanesinde görevli doktor İsmet Gavrankapetanoviç dün yaptığı açıklamasında, İzzetbegoviç’in öldüğünü söyledi.

İzzetbegoviç, 10 Eylül’de evinde düşmesi sonucu kaburga kemiklerinde 4 kırık teÅŸhis edilmiÅŸ ve omuzunu incitmiÅŸti. Hastane yetkilileri Cuma günü, akciÄŸerindeki kanama durdurulamayan 78 yaşındaki İzzetbegoviç’in saÄŸlığının kötüye gittiÄŸi bildirilmiÅŸti. İzzetbegoviç, kalp problemleri nedeniyle Slovenya’da ve Suudi Arabistan’da tedavi görmüştü. Dünya Müslümanlarının gönlünde taht kuran İzzetbegoviç, tüm dünya liderleri tarafından seviliyordu. İzzetbegoviç, kronik kalp hastalığı nedeniyle iki hafta önce Saraybosna’daki Kosova hastanesi’ne kaldırılmıştı.

Aliya bir barış adamıydı

1992-1995 Bosna Savaşı’nda anahtar rol oynamış olan Aliya İzzetbegoviç, Sırp katliamında halkı için yaptığı fedakarlıklar ve mütevazı yaÅŸamı ile tam anlamıyla bir örnek ÅŸahsiyet olduÄŸunu dünyaya kanıtlamıştı. Bosna halkı tarafından “Baba” olarak da isimlendiriliyordu.

Bosna-Hersek 20. yüzyılın sonuna yaklaşırken Avrupa’nın göbeÄŸinde unutulmaz bir vahÅŸete tanıklık etmiÅŸti. İzzetbegoviç, savaşın ardından, Bosna-Hersek’in Yugoslavya’dan bağımsızlığını kazanmasında büyük bir rol üstlenmiÅŸ ve Batı dünyası ile İslam ülkelerinin desteÄŸini kazanmıştı. Kasım 1990′da ikinci tur seçimlerde yüzde 44 oyla Bosna-Hersek’in ilk devlet baÅŸkanı seçilen Begoviç, bu görevi 2000 yılındaki üçlü devlet baÅŸkanlığı dönemine kadar sürdürdü. İzzetbegoviç daha önce yaptığı açıklamalarda istifa gerekçesinin sadece saÄŸlık sorunları olmadığını, Avrupa’nın kurduÄŸu Bosna yönetiminin Müslümanlar’a baskı uyguladığını ve kabul edilemeyecekleri tavizlere zorladığını dile getirmiÅŸti.

Tarih tanığını kaybetti

Bu yüzyılın baÅŸlarında Hind yarım kıtasında nasıl Muhammed İkbal DoÄŸu İslamı’nın derin ve ÅŸiirsel bir soluÄŸu oldu ise, onun gibi aynı yüzyılın sonlarında İzzetbegoviç de Batı İslamı’nın soluÄŸu olmaya aday bilge bir kiÅŸiliktir. İzzetbegoviç yakın tarihimizin en önemli ve seçkin Müslüman bilge düşünürlerinden biridir. İzzetbegoviç’in “DoÄŸu ve Batı Arasında İslam” adlı eseri onun entellektüel birikiminin zenginliÄŸini ve derinliÄŸini ortaya koyuyor. Aliya İzzetbegoviç’in hatıraları “Tarihe Tanıklığım” adı altında geçen hafta içinde Klasik Yayınları tarafından okuyucularına sunulmuÅŸtu.

TBMM BaÅŸkanı Bülent Arınç, Aliya İzzetbegoviç’in dolayısıyla bir taziye mesajı yayınladı. Arınç, mesajında, sadece Bosna halkının deÄŸil, dünyanın bir “bilge kralı” kaybettiÄŸini belirtti.

Mücadele adamı: ALİYA

BİLGE kral Aliya İzzetbegoviç, 8 AÄŸustos 1925′te doÄŸdu. 24 yaşında İslâmcılık suçlaması ile 5 yıl hapis yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra önce hukuk, sonra ziraat fakültelerini bitirdi. 25 yıl avukatlık ve bir inÅŸaat firmasında yöneticilik yaptı. 1970 yılında yazdığı İslâm Manifestosu adlı bir kitap, 1983′te kovuÅŸturmaya uÄŸradı. 12 Müslüman aydınla birlikte tutuklandı. 1950 öncesinde kurulmuÅŸ olan Mladi Müslümani adlı örgütü yeniden örgütlemek suçlaması ile 14 yıl hapse mahkum edildi. Yargıtay bu cezayı 11 yıla indirdi. 1989 yılında Yugoslavya’nın dağılma süreci sırasında ilan edilen af sonucu özgürlüğüne kavuÅŸtu. 1990 yılında İslam Manifestosu’nu yeniden bastırdı. Bu kitap İzzetbegoviç’in İslâmi kimliÄŸinden ziyade, siyasi kararlılığının ve mücadelesinin bir simgesi oldu. İzzetbegoviç’in, komünist dönem Yugoslavyasında cezaevinde geçirdiÄŸi yılların, saÄŸlık problemlerinin artmasına yol açtığı belirtiliyordu.
YeniÅŸafak - 20,10,2003
————————————————

Onu savaşta tanıdım

(21-29 Ekim 2003 - Yeni Şafak - Mehmet Koçak)

Onu hep uzaklardan duyardım. Genç bir gazeteci olarak dış politikaya yeni yeni ilgi duymaya baÅŸlamıştım. Balkanları dergi ve kitaplardan öğrenmeye çalışıyor, Almanya ve İsviçre baÅŸta olmak üzere, Balkanlardan gelenlerin kurdukları teÅŸkilatlara giderek bölge ile ilgili bilgi alıyordum. Yugoslavya’yı meydana getiren Cumhuriyetlerden Hırvatistan, Bosna Hersek, Kosova, Sancak ve Makedonya’dan kaçarak Avrupa ülkelerine sığınan siyasi öncülerle buluÅŸup siyasi faaliyetleri öğreniyor ve örgütleri tanıyordum. Bosna müslümanlarının mücadeleleri sözkonusu olsun da, Ali izzet Begoviç adı zikredilmesin; mümkün deÄŸil. Halkına kendini adamış, İnanmış samimi bir müslüman olduÄŸu için defalarca mahkemeye çıkarılmış, 9 yılını zindanda geçirmiÅŸ olan bu ‘İslamcı lider’ hep sembol isimdi.

Aliya ile karşılaşıyoruz

Onunla tanışmayı, fikirlerinden yararlanmayı çok istediÄŸim halde bir türlü gerçekleÅŸtirememiÅŸtim. Bosna-Hersek’in dağılan Yugoslavya’dan ayrılmasından sonra Sırp canileri tarafından tarihde eÅŸine zor rastlanan soykırımı hareketinin baÅŸlatıldığı sıralarda, 4 Aralık 1993′te tüm zorlukları aÅŸarak kuÅŸatma altındaki Saraybosna’ya İgman Dağı üzerinden girmeyi baÅŸardım. CumhurbaÅŸkanı Begoviç’in BaÅŸdanışmanı Osman Brka’ya Viyana’da, Saraybosna’ya geleceÄŸimi söylediÄŸimde inanmamış olmalı ki, Saraybosna’da beni karşısında bulduÄŸunda ÅŸaşırmıştı..

Osman Brka, Aliya İzzetbegoviç’e benden bahsetmiÅŸ, Bosna ile ilgili çalışmalarımı anlatmış. İzzetbegoviç de, “Biz ateÅŸ çemperi içinde yaÅŸarken, bizi hatırlayıp bunca zorlukları göze alarak geldiÄŸine göre, mutlaka görüşelim” demiÅŸ. Åžehri çevreleyen tepelere yerleÅŸen Sırplar, Saraybosna’yı sürekli bombalıyorlardı.

Günde takriben 300 top mermesi ÅŸehir merkezine düşüyordu. CumhurbaÅŸkanlığı binası, seçilen hedeflerin başında geliyordu. Buna raÄŸmen İzzetbegoviç, BaÅŸbakan Haris Silayiç ve CumhurbaÅŸkan Yardımcısı Eyüb Ganiç baÅŸta olmak üzere müslüman BoÅŸnak halkının siyasi öncüleri bu binada çalışmalarını sürdürüyorlardı. Osman Brka ile CumhurbaÅŸkanlığı sarayındayız. Çalışma odasının giriÅŸinde Aliya İzzetbegoviç’in oÄŸlu Bâqır Begoviç bizi karşıladı. Onunla Viyana ve Cenevrede önceden görüştüğüm için, tanışıklığımız vardı.. Nihayet kapılar açıldı ve Aliya İzzetbegoviç bizi ayakta karşıladı ve kucakladı. Karşımdaki insan, içinde bulunduÄŸu çetin mücadele-savaÅŸ ÅŸartlarına ve ilerleyen yaşına raÄŸmen dimdik ayakta ve kararlıydı. Dışarıda çatışma sesleri hiç kesilmediÄŸi gibi zaman zaman yakınımıza top mermileri düşüyordu. Her an bir top mermisi başımıza da düşebilirdi.. Böyle bir ortamda süren sohbetimizde, dünyadaki deÄŸiÅŸimler ve Balkanlarda meydana gelen olayları tartıştık. Onun olaylara bakışı, tarihi bilgisi ve geliÅŸmeleri deÄŸerlendirme tarzı beni ciddi manada etkilemiÅŸtir. Onunla sonraki yıllarda defalarca biraraya geldim. Önemli konuları tartışıp fikirlerine baÅŸ vurdum. Kıymetli fikirlerinden çokca istifade ettim.

Münevver bir liderdi

Cesaret ve kararlılığıyla hemen herkesin dikkatini üzerinde toplayan İzzetbegoviç, bütün baskılara raÄŸmen boyun eÄŸmeyen ve inandığını hiç çekinmeden her yerde savunan bir insandı. İslamî kimliÄŸini her zaman ve mekanda sergilemekten çekinmeyen, inancından taviz vermeyen bir ÅŸahsiyet idi.. Bu tavrını Mahkemelerde yargıçlara karşı olduÄŸu gibi birçok uluslararası kurum ve kuruluÅŸların düzenlediÄŸi toplantılarda da ortaya koymuÅŸtur. Bunların birine ben de ÅŸahid oldum. 4-5 Aralık 1994′te Macaristan’ın baÅŸkenti BudapeÅŸte’de gerçekleÅŸtirilen Avrupa Güvenlik ve İşbirliÄŸi TeÅŸkilatı zirvesinde, 52 ayrı ülkenin Devlet veya Hükümet baÅŸkanının katıldığı toplantıda kadeh kaldırmayan tek lider o idi. Genç yaÅŸta baÅŸlattığı siyasi çalışmalarında, o, her zaman asimile edilmek istenen milletini, öz kimliÄŸi olan İslam kültürüyle ayaÄŸa kaldırmanın mücadelesini vermiÅŸti. O hep zoru ve çileyi seçti. Osmanlı’nın Balkanlar’dan çekilmesiyle Sırp ve Hırvatlar tarafından yeryüzünden silinip toprakları iÅŸgal edilmek istenen Müslüman BoÅŸnak halkı tarihinde ilk defa bağımsız bir ülke olarak semalarında bayrağını çekip kendi ordusunu kurmaya muvaffak olmuÅŸsa, bunda şüphesiz Aliya ve arkadaÅŸlarının çok büyük rolü olmuÅŸtur.

Zoru ve çileyi seçti

O sadece siyasi bir lider deÄŸil, Bosna halkının sembolü karizmatik bir liderdir de. Denilebilir ki, Bosna Davası, Aliya sâyesinde büyüdü. Aynı ÅŸekilde, Aliya da Bosna Buhranı ile.. Bosna Trajedisi ortaya çıkmasaydı, Aliya, belki de zaman deÄŸirmeninin içinde ufalanıp giden nice tefekkür ve eylem adamlarından birisi olarak, kaybolup gidecekti.. Ama, Yugoslavya dağıldıktan sonra ortaya çıkan korkunç boÄŸuÅŸma içinde; Bosna, Aliya sâyesinde kendi öz kimliÄŸine uygun bir çizgi izlemek bahtına kavuÅŸtu ve Aliya da, inanç, fikir ve eylemlerinin uygulama alanı olarak bulduÄŸu, bağımsız olmak için çırpınan bir müslüman halk ve bir müslüman toprağına..Onun için de, Aliya’nın ÅŸahsında, aslında bütün bir Bosna ve hatta Balkan tarihi, ve özellikle Balkan müslümanlarının 500 yıllık sergüzeÅŸtlerinin tarihi vardı..

ALİYA’NIN KİŞİLİĞİ

Aliya tezahurat olur veya üzerine gösteri gölgesi düşer korkusuyla Cuma namazını hangi camide kılacağını en son ana kadar gizli tutardı. GideceÄŸi camiyi, OÄŸluna ve korumalarına, arabaya bindikden sonra söylerdi. Dini istismardan çok korkardı ve cami avlularındaki ilgiden son derece rahatsız olurdu. Bir gün.. Sisli bir kış havası ve günlerden Cuma. Müslümanlar devam eden Sırp bombardumanından korunmak için yüksek binaların duvar diplerinden hızlı adımlarla camiye koÅŸuyordu. Ben de daha güvenlikli bulduÄŸum için Cuma namazını Gazi Hüsrev Bey camiinde kılmaya karar verdim. Cami, savaÅŸa raÄŸmen tıklım tıklım doluydu. Hocaefendi hutbede iken Aliya ve oÄŸlu Baqır ve iki koruma girdi. Hoca hutbeyi durdurdu. Hürmeten yer almasını bekledi. Görevler ayaÄŸa kalkıp en önde yer vermek istedi. Ancak Aliya, “burası Allah’ın evidir. Burada faraklılık olmaz.. Allah katında en üstün olan, takva sahibi olandır. Herkes, bulduÄŸu yere oturur. Ben burada oturacağım. Bilmiyoruz, belki hepimiz çiÄŸnenecek, öleceÄŸiz; amma, İslamı inÅŸallah çiÄŸnetmeyeceÄŸiz… Hocam lütfen hutbeyi tamamlayın!” demiÅŸti. Aliya’nın o tavrıyla bütün cemaat duygulanmıştı..

Emekli maaşıyla geçinirdi

Mutevazı evinde sadece emeklilik maaşıyla geçiniyordu. Son ânına kadar sâde bir hayat yaÅŸadı… Arkasından mal ve mülkler bırakan bir lider deÄŸil, halkına hürriyeti kazandıran örnek bir mücadele ve ışık tutan eserler bıraktı. O en zor ÅŸartlarda bile adâletin üstünlüğünü esas alan bir ahlâk anlayışıyla düşmanları üzerinde bile, saygı uyandırmıştı… Asla, kin duygusuna kapılmayan; hep, iyiliÄŸin ve ahlâkın, adâletin gerçekleÅŸmesini gözetleyen bir fazîlet timsali olarak parladı. GizliliÄŸi, entrikayı sevmezdi. Açık ve ÅŸeffaf olmayı önerirdi. Hesap vermekten kacınmazdı. Makam ve mevki onun için inanç ve ideallerini gerçekleÅŸtirme yolunda bir amaç deÄŸil, bir araçtı. Mutevazi ancak onurlu bir kiÅŸiliÄŸi vardı. EleÅŸtiriye açıktı, tartışmayı severdi. Ancak haksızlığa tahammülü yoktu. Hayatı boyunca, Allah’a ve İslama göre ÅŸekillenen ÅŸahsiyetine, kendine olan güveniyle hep dik durmuÅŸtu. Son yıllarında ise, gençlerin yolunu açmak için, huzur içinde makamını güven duyduÄŸu genç kadrolara bıraktı ve onlara tecrübeleriyle yardımcı olmayı sürdürdü..

Boşnakların şanlı direnişi

Aliya’yı her ziyaret ediÅŸimin ardından, günün olaylarını deÄŸerlendirip, geçmiÅŸten günümüze Balkanlardaki deÄŸiÅŸimleri ve müslüman BoÅŸnakların varolma mücadelesi ile Aliyaínın bu mücadeledeki rolünü araÅŸtırdım. Her fırsatta sorular sorardım. Aliya büyük bir sabırla bu sorularıma cevap verirdi. Kısacası Onu tanımak ve ruh dünyasının inceliklerini sezmek için onun tefekkür dünyasında girmeye çalıştım.

Bu yoldaki her adım atışımda, gördüm ki o bir derya, ve o bir sabır taşı. Bir dafasında bana, ësenin soruların beni yeniden tarihe getiriyor. Her tefasında geçmiÅŸi hatırlıyorum ve bütün bir tarihimiz gözümün önünde canlanıyor.. Ve, geçmiÅŸi hatırladıkca geleceÄŸi daha iyi görebiliyorum. ‘Nereden nereye’ diyerek ufkum geniÅŸliyorî demiÅŸti. O zamanlar aldığım ses kayıtlarını yeniden dinliyorum ve notlarımı yeniden okuyorum . Onunla olan beraberliÄŸimi bir kazanım ve bir güzel talih olarak kabul ediyorum. Yeni Åžafak için hazırladığım bu dizide . Yakın gecmiÅŸimizde Balkanlarda yaÅŸananlar, Sırp çetnikleri ve Hırvat UstaÅŸaların yaptığı zülümler ve bunlara karşı milletçe inanç deÄŸerleriyle varolma mücadelesi veren müslüman BoÅŸnak halkının ÅŸanlı direniÅŸini bulacaksınız. Ayrıca Aliyaínın kendi aÄŸzından gençliÄŸini, Müslüman Gençler TeÅŸkilatı’na katılışıyla baÅŸlayan cile dolu hayat mücadelesini ve Onun ÖnderliÄŸinde Bosna’da yükselen bayrağı okuyacaksınız.

‘Büyük dedem bir Osmanlı subayıydı’
“Genç Müslümanlar TeÅŸkilatı, özgür Bosna’nın temelidir”

Aliya İzzet Begoviç ailesini ve özyaÅŸam öyküsünü şöyle anlatıyor: ‘Ailem, 1868′e kadar Belgrad’da yaÅŸadı. O yıllarda Sırplar’ın taÅŸkınlıkları ve geliÅŸen bazı üzücü olaylardan sonra Müslüman aileler yavaÅŸ yavaÅŸ Belgrad’ı terketmeye baÅŸlamıştı. Dedemin büyük dedesi Belgrad’da Osmanlı Ordusu’nda subay imiÅŸ.. Tayini üzerine, Belgrad’dan Bosna-Hersek’in Åžamac kentine taşınmış ve ailemiz Åžamac’da toprak satın alarak yerleÅŸmiÅŸ ve Åžamac’ın adı da artık, Aziziye olmuÅŸtu. Çünkü, zamanın Osmanlı Sultanı Abdulaziz Belgrad’da Sırplar’ın taÅŸkınlıklarından rahatsız olan Müslüman ailelerin Åžamac (Aziziye) bölgesine yerleÅŸerek yeni bir kasaba oluÅŸturmaları emrini emrettmiÅŸti. Böylece Müslümanlar’dan oluÅŸan yeni bir kasaba oluÅŸtuÄŸu gibi, Müslümanlar da korunmaya alınmış oldu. O zamanlar Belgrad’da Müslümanlar rahat deÄŸilmiÅŸ ve Sırplar sürekli onlara saldırıyor ve faili meçhul cinayetler çoÄŸalıyormuÅŸ. Sultan Abdulaziz’in bu giriÅŸimiyle Müslümanlar’ın can ve mal güvenliÄŸi saÄŸlanmış. Bu kasaba büyümüş ve Yukarı Aziziye ve AÅŸağı Aziziye diye ik bölüm halinde anılmış…

Vali dedem Sırpları kurtardı

Benim dedemin adı da Aliya idi. Adını bana vermiÅŸler. Rahmetli dedem, 1. Dünya Savaşı’nda Aziziye’nin Valisi idi. Bu vesileyle ilgi çekici bir tarihî anekdot aktarayım.. Haziran 1914′te Saraybosna ziyareti sırasında, Avusturya-Macaristan ArÅŸidükü Ferdinand’a suikast düzenlenmesi ve öldürülmesi ardından Avusturya, Bosna-Hersek BaÅŸkomutanı emriyle tüm ülkede Sırplar’ın evinde arama yapılma ve şüphelilerin gözaltına alınmasını emretmiÅŸti. Bu emirle Aziziye’ye de gelmiÅŸlerdi. Aziziye’de 40 Sırp tutuklanmış, götürülüyorlardı. Dedem vali olarak müdahale etti ve askerlere “Bu sırplar suçsuz. Bunları götürmeyin. Onları tutuklarsanız, beni de tutuklayın” demiÅŸti. Aziziye’deki Avusturya askerlerinin başındaki komutan dedemin bu ifadesi üzerine 40 Sırp’ı serbest bırakmıştı.

Ölümün eşiğinden döndüm

Aziziye, daha sonraki yıllarda Hırvat milliyetçileri (UstaÅŸa’lar) tarafından iÅŸgal edilmiÅŸ ve Müslümanlar buradan zorla göç etmiÅŸlerdi. Ailem de 1927′de Saraybosna’ya yerleÅŸmiÅŸti. O yıllarda Saraybosna’da okuyordum. 1944 yılı Haziran ayı idi. ‘UstaÅŸa’lar, beni hayalî Büyük Hırvatistan Ordusu’na almak istiyorlardı. Onlardan kurtulmak için Müslümanlar’ın yoÄŸunlukta olduÄŸu Gradaçac kasabasına kaçmaya karar verdim. Gradaçac’a varmadan, Sırp milliyetçileri (Çetnikler) tarafından yakalandım. Beni ormanlık bölgedeki karargahlarına götürdüler. Bir sürü iÅŸkenceden sonra boÄŸazımı keserek öldürmeye karar verdiler. O sırada karargaha dışarıdan bir grup geldi. Alaylı bir ÅŸekilde beni sorguladılar. Hırvatlar’ın Aziziye’yi iÅŸgali üzerine Saraybosna’ya taşındık. Hırvatlar beni zorla ordularına almak istedikleri için Gradaçac’a kaçmaya karar verdiÄŸimi söyledim. Çetnikler’in komutanı Albay Keseroviç yüksek bir sesle “Bunu öldürmeyin!” dedi. Gerekçesi ilginçti: “Bunun dedesi Aziziye Valisi iken, Avusturya askerleri tarafından suçsuz yere tutuklanan Sırplar’ı kurtarmıştı. Bunlardan biri de benim. Albayın bu gerçeÄŸi dile getirmiÅŸ olmasına raÄŸmen gözü dönmüş caniler beni öldürmekte kararlıydı. Ancak Albay ısrar edince beni bıraktılar.

Gençlik yıllarım ve Genç Müslümanlar Teşkilatına katılışım
Gençliğiniz nerelerde ve nasıl geçti?

Ailem 1927′de Saraybosna’ya geldiÄŸinde ben 2 yaşımdaydım. Aziziye’deki günlerimi hatırlayamıyorum. Ancak daha sonraki yıllarda yazları amcalarımın yanına giderdim. Orada hâlâ birçok akrabamız var. Eski Yugoslavya döneminde Saraybosna’da orta öğrenimimi tamamladım. Almanya’nın yardımıyla 1941′de kurulan Bağımsız Hırvat Devleti’nin iÅŸgali altında bulunan Saraybosna’da 1943′te liseyi bitirdim. Hırvatlar beni askere almak isteyince Saraybosna’dan kaçtım ve Gradaçac’a gittim. Çünkü o tarihde Bosna Hersek’in büyük bir kısmı FaÅŸist Ante Paveliçíin Almanlar’dan aldığı yardımla kurduÄŸu ‘NDH’ Bağımsız Hırvat Devleti’nin iÅŸgali altındaydı. KuzeydoÄŸu Bosna’nın bir kısmını Müslüman milisler, diÄŸer bir kısmını Sırp Çetnikler kontrol altında tutuyordu. O zaman Sırplar’ın en büyük düşmanı Hırvatlar olduÄŸu için Sırplar Müslümanlarla iyi geçiniyorlardı. Sırplar, ‘Müslümanları zorlarsak Hırvat ordusuna katılırlar’ diye korkuyorlardı. ll. Dünya Savaşı’nda Kuzey Bosna’da yanı sıra Breçko, Aziziye (Åžamaç) ve Modrica bölgelerinde Sırplar tarafından Müslümanlara yönelik bir katliâm duymadım.

Saraybosna’ya ne zaman döndünüz?

1943′ten 1944′e kadar Gradaçac’da gizlendim. Arasıra Saraybosna’ya gizlice gider gelirdim. 1945′te Partizanlar (Tito’nun ordusu) Saraybosna’ya hakim olunca ben de Saraybosna’ya döndüm. 6 Nisan 1945′te Partizanlar evime geldi. Tifo hastalığına yakalanmıştım, ayaÄŸa kalkacak halim yoktu. Beni askere almak için gelmiÅŸlerdi fakat yatalak olduÄŸumu görünce “İyileÅŸince askerlik için teslim ol” dediler. Gitmeyince bir hafta sonra tekrara geldiler ve beni askere aldılar. Zor bir askerlik yaptım. AskerliÄŸimin sonuna doÄŸru, 1 Mart 1946′da bir asker olarak tutuklandım. İddianame’de ‘Mladi Muslimani’ (Genç Müslümanlar TeÅŸkilatı) üyesi olmak, Tito’nun fikirlerini eleÅŸtirmek ve onun fikirlerini devletleÅŸtirmek isteyen savaÅŸcı önderler kabul edilen Partizanlar’a karşı muhalefet oluÅŸturmak ve Sovyet karşıtı gizli propaganda yapmak gibi iddialar yer almıştı.

DoÄŸru muydu bu iddialar?

İddialar doÄŸruydu. Beni çok iyi tesbit etmiÅŸlerdi. Hitler ile iÅŸbirliÄŸi yapan Hırvat UstaÅŸa’ları ile Sırp milliyetçiliÄŸini temel esas alan Draja Mihailoviç önderliÄŸindeki çetniklere karşı elde edilen zaferden sonra devletini kuran Josef Broz Tito Yugoslavya toprakları içindeki müslüman nüfusun varlığından korkuyordu.

Müslümanları yeni rejim içinde eritmeyi hedefleyen Tito, bu görüşe engel olan tüm teşkilatları yasaklamış ve üyelerinin mahkum edilmesini emretmişti. İşte ben de bu plan çercevesinde tutuklanıp yargılandım. Başlatılan bu kampanya sonucu cezaevleri müslümanlarla doldu. Mladi Muslimanií (Genç Müslümanlar Teşkilatı) öncüsü çok sayıda kişi ağır cezalara carptırıldı.

İSLAM’IN HOÅžGÖRÜSÜNÜ ANLATIYORDUK

Mladi Muslimani (Genç Müslümanlar TeÅŸkilatı)’nın kuruluÅŸu ve amaçları hakkında bilgi verir misiniz?

Aliya, bir görüşmemizde gençlik yıllarından ve içinde
yeraldığı “Genç Müslümanlar TeÅŸkilatı”ndan anlatıyordu.
Tam o sırada cüzdanını açıp içinden küçük resim çıkartı.
Siyah-beyaz bu küçük resmin arkasına düşülen notu
okuyacağı sırada gözleri doldu. Gözyaşlarını sildikten
sonra okumaya başladı: (Müslüman Boşnak gençleri
tarafından kurulan Genç Müslümanlar ‘Mladi Musilmani’
TeÅŸkilatı’na katıldığım yıl, mücadele arkadaÅŸlarımla bir
hatıra.. Tarih 14 . 05. 1943) Aliya sonra teşkilata öncülük
ettikleri için idam edilen üç şehid arkadaşı ve hayatta
olmayan arkadaşları için fatiha okudu.

Mladi Muslimani ll. Dünya savaşından önce kuruldu. Sadece Yugoslavya’da deÄŸil Avrupa kıtasına yayılmış ve çeÅŸitli Avrupa ülkelerinde yaÅŸamaya mecbur kalmış BoÅŸnak, Arnavut ve çeÅŸitli ırklara mensup Balkan müslümanlarının katılımıyla kurulmuÅŸ ise de, teÅŸkilatın öncüleri BoÅŸnak Müslümanları idi. Kısa zamanda tüm Avrupa’da örgütlenmeyi baÅŸarmıştı. O zamanlar 16 yaşımdaydım. 1939′da teÅŸkilata karşı baÅŸlatılan saldırı, yargı ve yasaklamalar ile teÅŸkilatın lideri olan Mehmed Spaho’nun öldürülmesi ile teÅŸkilat büyük darbe aldı ve baÅŸsız kaldı. Bosna Hersek toprakları çoktan paylaşılmıştı. Müslümanlara karşı bir yok etme hareketi baÅŸlatılmıştı. Müslümanların malları ellerinden alınmış ve evleri ateÅŸe verilmiÅŸti. Bir yanda, Hırvat UstaÅŸalarının , diÄŸer yandan Sırp Çetniklerinin saldırıları karşısında Müslüman BoÅŸnak halkı, her ÅŸeylerini bırakıp belli bölgelere çekilmiÅŸti. Müslüman BoÅŸnak halkının varlığını korumak amacıyla ‘Mladi Muslimani’ kuruldu. Mladi Muslimani (Genç Müslümanlar TeÅŸkilatı)’nin kurulmasının tarihi sebepleri vardı. Milletçe yaralıydık ve Osmanlı’nın bölgeden çekildiÄŸi günden beri hep horlanmaktaydık. Topraklarımız gasp edildi. Bu olaylar karşısında yaralarımızı sarmamız lazımdı. Halkımıza geleceÄŸe ümitle bakabilen canından, malından ve namusundan emin olabilecek bir ortamın saÄŸlanması gerekmekdeydi. Bunun için mutlaka teÅŸkilatmamız gerekmekteydi ve âğabeylerimiz bunu yapmıştı.

Siz kaç yılında teşkilata katıldınız?

Lise ikinci sınıftayken 1940′da teÅŸkilata üye oldum. Belgrad Üniversitesi’ne devam eden ve teÅŸkilatın önde gelenlerinden Tarık Muftiç, Esad Karadozoviç, Nusret BaÅŸagiç ve Emin Granov’la tanıştım. Üyelerin büyük bir kısmı Saraybosna Lisesi öğrencileriydi. Beraber olduÄŸum EÅŸref Çampara ve (daha sonra ÅŸehîd olan) Muammer Sadoviç ile faaliyetleri tartışıyor ve fikirlerimi geliÅŸtiriyordum.

Teşkilat nasıl çalışıyordu?

TeÅŸkilatta yaptığımız görev dağılımında Liseliler ve Üniversiteliler diye iki ayrı grupa ayrıldık. Aralık 1940′da yaptığımız bir toplantıda ilk defa biraraya geldik. Ocak ve Åžubat aylarındaki toplantılarda BoÅŸnak halkının içinde bulunduÄŸu sıkıntılar ve çıkış yolları tartışıldı. İslam’ı daha iyi anlamak için İslam dini dersleri baÅŸlatmıştık. Avrupalıların İslam’a bakışı ve Haçlı Seferleri’nin sebepleri ve Müslümanlara karşı baÅŸlatılan yok etme kampanyalarının sebepleri, en çok tartışılan konularımızdı. O tarihte İslam ve Müslümanlar aleyhinde büyük bir karalama kampanyası baÅŸlatılmıştı. Müslümanım demek suç olmuÅŸtu. Aleyhimizdeki bu yoÄŸun kampanyaya karşı kendi başımıza İslam’ı öğrenmek ve İslam’ın hoÅŸgörüsünü tanıtabilmek için yazılar yazmaya çalışıyorduk.

“Gizlice İslami eÄŸitim alıyorduk”

İstanbul-Aliya İzzetbegoviç, Bosna-Hersek Müslümanları için çok önemli olan ve İkinci Dünya savaşı yıllarında kurulan Genç Müslümanlar TeÅŸkilatı’nın Komünist Sırp yönetiminin baskıları ve Sırp gizli servisinin takiplerine raÄŸmen BoÅŸnak gençler arasında yayılıp örgütlendiÄŸine iliÅŸkin ilginç anekdotlar anlatıyor. İzzetbegoviç, 16 yaşında girdiÄŸi Genç Müslümanlar TeÅŸkilatı’ndaki fikri çalışmaları ÅŸu sözlerle anlatıyor:

“O sıralarda, Ali Mutevelliç tarafından kaleme alınan ve büyük bir hayranlık duyduÄŸum ‘İslam Işığında’ adlı eseri okudum. Bu, çok kıymetli bir eserdi ve benim üzerimde büyük etkisi olmuÅŸtu. Ayrıca Osman Nuri Haciç’in yazdığı ‘Hz. Muhammed ve Kur’an da bana yön veren eserlerdendir. Yaklaşık 300 sahife olan bu kıymetli eser, idealist bir uslûbla yazılmıştır. Bu ve benzeri kıymetli eserler o zamanlar Mostar ÅŸehrindeki faaliyet gösteren ‘Kalaycı’ Kütüphanesi tarafından bastırılmıştı. Bu çok büyük bir hizmet olmuÅŸtu ve teÅŸkilatımız üyeleri bu eserlerden büyük ölçüde istifade etmiÅŸlerdi. Bu eserler teÅŸkilatımızda okunuyor ve tartışılıyordu. Böylece ilk aylardan baÅŸlayarak İslam’ı gerçek kaynaklarından öğrenmeye baÅŸlamıştık. Üyelerimizin sayısı büyük bir hızla artıyordu. Müslüman gençlik içinde teÅŸkilatımız büyük bir kabul bulmuÅŸ oldu.”

Aliya İzzet Begoviç, Mladi Müslümani(Genç Müslümanlar TeÅŸkilatı)’nin kuruluÅŸunu, yapısını ve faaliyetlerini anlatmaya devam ediyor:

İlk lideriniz kimdi?

TeÅŸkilat 1941 yılının Mart ayının sonunda Yugoslavya Krallığı’nın parçalanmaya baÅŸladığı ortaya çıktı. O zaman biz Saraybosna’da Genç Müslümanlar TeÅŸkilatı olarak ilk genel kurulumuzu topladık. Genel Kurulda teÅŸkilat resmen ilan edildi. Genel Kurula 50 üyemiz katılmıştı. Çünkü herkes katılmaya korkuyordu. O zamanki anayasa gereÄŸi, genel kurulumuza bir polis katıldı. Kurulumuzun açılış konuÅŸmasını Tarik Muftiç yaptı ve ilk liderimiz o oldu. Genel Kurul’umuzdan 15 gün sonra savaÅŸ patlak verdi. Genel kurul kararları,yeni yönetim kurulu protokolü ve yeni tüzük mahkemeye verilemedi. ÅžavaÅŸla birlikte iÅŸgal geldi ve Bağımsız Hırvat Devleti ilan edildi ve UstaÅŸa’lar (Hırvat Milliyetçileri) yeni bir hükümet kurdular. Hitler Almanyası’nın desteÄŸinde olan bu hükümet, Hitleri örnek alarak örgütlenmeye baÅŸlamıştı. Hükümete baÄŸlı ”Genç UstaÅŸalar TeÅŸkilatı” kuruldu.

Ustaşaların amacı neydi?

Bu örgütün hedefi tüm Hırvat ve müslüman gençleri çatısı altında toplamak ve ilan edilen Bağımsız Hırvat Devletinin ordusuna katmaktı. Kimseye sorulmadan tüm gençler kaydedilmiş ve toplantılara zorla getiriliyorlardı. Oluşturulan eğitim kamplarında ideolojik seminerler veriliyordu. Büyük Hırvatistan hayali taşıyan bu eğitim seminerlerinde müslüman Boşnakların aslen Hırvat oldukları ve Osmanlılar tarafından zorla müslümanlaştırıldıkları israrla vurgulanıyordu. Beni ve benim gibi çok sayıda müslüman genç bu kamplarda verilen eğitimlere katılmak zorunda bırakılmıştı. Ancak biz birbirimizi tanıyorduk ve Hırvatların oluşturduğu gençlik kamplarında gizlice biraraya gelip İslami eğitim ve teşkilatlanma dersleri yapıyorduk. Onların seminerleri hiçbir arkadaşımıza tesir etmiyordu, çünkü biz onların amaçlarını çok iyi biliyorduk.

Hırvatlar teşkilata nasıl bakıyorlardı?

İnanır mısınız, o günlerde yaptığımız gizli çalışmalar sayesinde sayımız hızla çoÄŸaldı. Elbette Hırvatlar bizim gizli çalışmalarımızı tesbit etmiÅŸti, ancak ‘onlardan kaçıp, sırpların safına geçeriz..’ korkusundan varlığımızı bilmiyorlarmış gibi görüntü veriyorlardı. Ayrıca onlarla bir ortak yönümüz vardı; biz de onlar gibi komünistlere karşıydık. Saraybosna Üniversitesi ve liselerde müslüman gençlik arasında örgütlemeyi tamamlamış evlerde gizlice sohbet toplantıları düzenliyorduk. Yani, vaziyete hakimdik. Ancak rahat deÄŸildik ve illegal idik. Bazı arkadaÅŸlar teÅŸkilatımıza resmiyet kazandırmak için bazı giriÅŸimlerde bulundu ise de Hırvatlar müsaade etmediler. Bu durumlar karşısında, bazı arkadaÅŸlarımız, imamlar tarafından 1930′larda kurulan ‘El’Hidayeh’ teÅŸkilatına katılarak resmiyet kazanmamızın doÄŸru olacağını savunmuÅŸlardı… Bu teklife ben ve bir grup arkadaÅŸ karşı çıktık. Çünkü bu teÅŸkilat imamlar tarafından kurulmuÅŸ ve çok pasifti. TeÅŸkilatın başında büyük alim Mehmet Efendi Hanciç vardı, ancak bu teÅŸkilatın adı var, hiçbir etkinliÄŸi ve gücü yoktu. Onlara katılırsak biz de pasifleÅŸir ve mücadele azmimizi kaybederiz diye düşünüyorduk. Bazı arkadaÅŸlar bu teÅŸkilata katıldı ve yöneticilik aldılar. Neticede biz haklı çıktık ve onlar da daha sonra bu teÅŸkilattan ayrıldılar.. Biz arkadaÅŸlarımızla ‘Merhamet’ adlı teÅŸkilata katıldık. Müslümanlar tarafından kurulan bir yardım teÅŸkilatı idi. Biz burada Genç Müslümanlar TeÅŸkilatını yeniden örgütlemek ve savaÅŸ sebebiyle maÄŸdur kalmış müslüman ailelere sahip çıkmak için bazı çalışmalar baÅŸlatmıştık. Önemli ve faydalı ÅŸeyler de yapmış olduk. Ancak imkanlarımız çok sınırlı idi.

Müslümanlar olarak ayakta kalabilmeyi neye borçlusunuz?

Biz o zamanki ÅŸanlı mücadelemizin bu günlere geliÅŸimizde büyük rolü olduÄŸu inancındayım. Biz mensubu olduÄŸumuz mukaddes dinimiz İslamla varlığımızı sürdürebileceÄŸimize inanmıştık ve öyle de oldu. Bu ÅŸuna benzer: Bir çiçek düşünün, eÄŸer onun köklerini keserseniz; o,topraktaki gıdayı ve suyu alamaz. Bir süre yaÅŸar ve sonunda kurur ve en ufak rüzgar, onun alır kötürür. Kısacası Müslüman BoÅŸnak halkının geleceÄŸi İslam’dadır. Bu benim deÄŸiÅŸmez, sâbit fikrimdir.

Faşist Ustaşalara da karşıydık

Mladi Müslümani olarak, İkinci Dünya Savaşı sırasında faşistlerle işbirliği yaparak katliâmlara katıldığınız iddiaları doğru mu?

Kesinlikle doğru değil, Sırplar ve Hırvatlar karşılıklı katliamlar yapıyorlardı. Biz Komünistlere olduğu kadar Faşistlere de karşıydık. Bu nedenle ne Hırvatların yanında yer aldık ve ne de Sırpların. Bize göre ikisi de birdi. Ancak hem Sırplar ve hem Hırvatlar işgal ettikleri bölgelerdeki müslümanları zorla askere alıp cepheye sürmüşlerdi. Bu zoraki olan bir hadiseydi. Yani, hiçbir müslüman gönüllü taraf olmamıştır. Biz müslüman Boşnaklar kendi kimliğimizi korumanın mücadelesini veriyorduk. Elbette savaşın içindeydik ve savaşla ilgimiz olmadığı halde en çok zarar görenlerden birisi de biz olduk. Hırvatlar ve Sırplar bizi kendilerine çekebilmek için bazı belediyelerde görevler teklif ettilir; ancak hiçbir Genç Müslümanlar Teşkilatı üyesi bu görevleri kabullenmedi. Ve hiçbir üyemiz faşist Ustaşaların SS ordusuna katılmadı. çoğunluğumuz asker kaçağı idi. Biz Hırvatlar tarafından Sırplara karşı yapılan katliâmları sürekli kınadık. Biz Hırvat ve Sırpların sivil halka yönelik katliâmlarını kınayan bir bildiriye teşkilatımızın imzasını bile koyduk.

Af dilekçesini İMZALAMAYI reddettim

Dizinin bu bölümünde Aliya İzzetbegoviç, 1946′daki ve 1983′deki tutuklamaları, hapiste geçen uzun 9 yılın öyküsünü anlatıyor. Ayrıca, 1970′de kaleme aldığı ünlü “İslami Deklarasyon”unTito rejimi üzerindeki etkisine deÄŸiniyor:

“Savcıların gözleri dönmüştü”

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Tito rejimi Hırvat UstaÅŸalarını ve onlara katılan müslümanları cezalandırmıştı. Burada bir ayırım yapmaları lazımdı, yapmadılar. Çünkü, Hırvatlar gönüllü idi, müslümanlar ise zorla orduya alınmıştı. Bizim davalar ise 1 Mart 1946′tan sonra baÅŸladı. Genç Müslümanlar’ı, gruplar halinde ve sistemli ÅŸekilde yargıladılar. Birinci grup 1946′da; İkinci, Üçüncü grup 1947′de, dördüncü ve beÅŸinci gruplar 1948′de ve son tutuklama 1949′da yapıldı. Hiç unutmam, savcı “Bunlara öyle ceza verelim ki bir daha böyle bir ÅŸeyi düşündükleri zaman damarlarındaki kanları buz tutsun” diye haykırıyordu.

Yargılamalar nasıl geçti?

Ben ve arkadaşım Necîb, Sagirbegoviç askeri mahkemede yargılandık. Ben 21, Necib, 23 yaşındaydı. Ben 3 yıl, Necip 4 yıl ceza aldı. 1946 -1949 yılları arasını hapiste geçirdim. Bizi Zenitsa cezaevinden Stolac’a, ordan da Bele Cezaevine gönderdiler. 6 ay sonra ailem yerimi öğrendi, binbir zorluktan sonra görüşme müsaadesi alabildi. Biz ormanda çalışıyor, Devlet’e kereste hazırlıyorduk. İyi çalışmamız için verilen ekmek arttırıldı, süt vermeye baÅŸlanmıştı. Pranga mahkumu gibiydik. AkÅŸam yorgun olduÄŸumuz için bir kenarda yığılıp kalıyorduk.

‘İslam Bildirisi’ nasıl kaleme alındı?

1970′de müslümanların mevcut durumunu göz önüne alarak ‘İslam Bildirisi’ni kaleme aldım. Bu bildiri aslında bir çaÄŸrıydı, sadece Bosna ve Yugoslavya müslümanlarına deÄŸil, tüm dünya müslümanlarına hitap ediyordu. ÇaÄŸrımda müslümanlara yeniden uyanış ve diriliÅŸin öncüleri olma ve İslam’da ÅŸuûrlanmayı iÅŸlemeye çalıştım. Baskılar ve yasaklara karşı siyasî bir ÅŸuûrlanmanın baÅŸlatılması ve haksızlıklara karşı haklı bir siyasi baÅŸkaldırının baÅŸlaması gerektiÄŸi düşüncesinden hareket etmiÅŸtim. Bildiri Yugoslavya’da olduÄŸu gibi İslam dünyasında da büyük yankı uyandırdı ve çokca tartışıldı. Büyük bir kısmını ceza evinde yazdığım “DoÄŸu ve Batı arasında İslam” kitabım da öyle oldu. Kitabın çeÅŸitli dillere tercüme edilerek tartışılmaya baÅŸlanması Komünist yönetimi endiÅŸelendirdi. AÄŸustos 1983′te Genç Müslümanlar TeÅŸkilatı üyesi arkadaşımla yeniden tutuklandım, 14 yıla mahkum oldum.

“Affedilmem için yalvarmam istendi”

6 ay sonra itirazda bulunduk, cezamızın hafifletilmesini istedik. Fikir suçlusu olarak cezalarımızın indirileceÄŸine inanmıştık. Ancak 14 yıl 12 yıla indirildi. Bir kere daha dilekçe vererek cezamızın hafifletilmesini talep ettik. Bu sefer 9 yıla indirildi. 1987′de halen sebebini anlayamadığım bir olay oldu. Zamanın ‘Af Komisyonu’ BaÅŸkanı Zdravko DuriÅŸiç evime mektub göndererek iki kızımı yanına çağırdı. Onlara ‘Bu dilekçeyi babanıza götürün, imzalasın, onu serbest bırakacağız’ diyerek bir yazılı dilekçe örneÄŸi verdi. Kızlarım sevinç dilekçeyi imzalamamı istediler. Dilekçede ‘Yaptıklarım yanlıştı ve piÅŸman oldum. Affımı istiyorum ve bundan sonra, normal hayata döneceÄŸimi ve siyasetle asla uÄŸraÅŸmayacağımı garanti ederim’ ifadesi vardı. Asla kabul edemiyeceÄŸim dilekçeye imza atmamı istiyorlardı. Çünkü onlar korkmuÅŸlardı, gelecekde yeni bir örgütlenmeye giriÅŸeceÄŸimi iyi biliyorlardı. İmzalamayı reddetim. Kızlarım üzüldü, onlara durumu izah edince gerçekleri anladılar. Kasım 1988′de dış ülkelerin baskısıyla alınmış bir karar bana ulaÅŸtırıldı. Yugoslavya Parlamentosu beni affetmiÅŸ. Demokratik ülkelerin ve İslam ülkelerinin baskılarının bu afta büyük rolü olmuÅŸdu. İslam ülkeleriyle ticareti geliÅŸtirmek isteyen Yugoslav yönetimi bu karara varmış, serbest kalmıştım..

Yaşlanmıştık, ama içimizdeki ateş çok gençti

1989′da hapisten çıkar-çıkmaz ziyaretime gelen arkadaÅŸları uyardım. Yugoslavyanın parçalanacağını, bu ihtimali göz önüne alarak siyasi çalışmaları gecikmeden baÅŸlatmamız gerektiÄŸini söyledim. Bazıları “tekrar hapse atacaklar seni, gel bu iÅŸlere girme!” dedi. Bazıları ise, benim gibi düşünüyorlardı. Ben ve arkadaÅŸlarım korkmuyorduk. Zira, hiçbir zaman korkuyla arkadaÅŸ olmamıştık. Mladi Muslimani TeÅŸkilatı eski üyeleri ile yeniden biraraya geldik. Aradan yıllar geçti ve artık hepimiz yaÅŸlanmıştık. Ancak, içimizdeki ateÅŸ çok gençti. Milletimiz için bize bir kere daha tarihi bir görev düştüğünün bilinci içinde yeniden yola çıktık. Tam bir yıl sonra 1989 Kasım’ında partiyi kurduk. Ve tam bir yıl sonra seçilmiÅŸ olarak parlamentoya girdim. Bu nedenle Kasım ayı benim için önemli bir aydır. Ve bu olaylar hep birer yıl arayla gerçekleÅŸti.

DOMUZ ETİ YEMEYE ZORLADILAR

Cezaevi şartları nasıldı?

Cezaevi şartları çok ağırdı ve büyük bir baskı altındaydık. Buna girersek uzun sürer ve kitaplar yazılır. şartlar çok zordu, insanlık dışı muamele vardı. İbadet yapmamız yasaktı, domuz eti yemeye zorlandığımız zamanlar olmuştur.

Olayları oradan nasıl değerlendiriyordunuz?

Çıkmamıza birkac yıl kalmıştı. BM İnsan Hakları Komisyonu ve çeÅŸitli ülkelerde faaliyet gösteren insani kuruluÅŸlar Yugoslavya’daki cezaevlerinde süren insanlık dışı zulmü biliyorlardı. Her hafta heyetler geliyor ve incelemeler yapıyorlardı. Yugoslav yönetimi bu kuruluÅŸlara ÅŸirin görünebilmek için habishanelerdeki ÅŸartları deÄŸiÅŸtirdiler ve odalara televizyon almamıza ve dışarıdan gazete getirtmemize müsaade edildi. Ondan sonra dünyanın yeni bir deÄŸiÅŸime gebe olduÄŸunu daha iyi anladık. Televizyon haberlerinde hürriyet ve insan hakları programları yer almaya baÅŸlamış, ABD ile Rusya ve Avrupa ülkeleri arasında ziyaretler sıklaÅŸmıştı. Gorbaçov’un mesajları ve Perestroika fikri Sovyetlerin tıkandığını ve çıkış yolu aradığını gösteriyordu. Komünist dünyada, durdurulamayan hızlı iniÅŸin sonu nereye varacağı merak ediliyordu.

Bizde bu deÄŸiÅŸimin Yugoslavya’yı nasıl etkileyeceÄŸini tartışıyorduk. Çünkü Yugoslavya Komünist Partisi Hırvat, Sırp, Makedon, Arnavut, Sloven ve BoÅŸnak üyeleri birbirini eleÅŸtirmeye ve suçlamaya baÅŸlamışlardı. Bir anda Yugoslavya’yı meydana getiren Cumhuriyetlerde milliyetçi akımları baÅŸ göstermiÅŸ ve ülkenin geleceÄŸi tartışılır olmuÅŸtu.. Kısacası, tünelin ucu görünmüştü.

Çektiğimiz zulümleri imanımızla göğüsledik

Müslüman BoÅŸnakların efsanevi lideri merhum Aliya İzzetbegoviç, Genç Müslümanlar TeÅŸkilatı’nın devamı olarak kurulan SDA(Demokratik Eylem Partisi)’nın kuruluÅŸunun öyküsünü şöyle anlatıyor: “GMT incelediÄŸinde fonksiyonunun çok güçlü olduÄŸu ve insanlarda derin izler bıraktığı görülecektir. Komünist rejim karşısında teslim olmayan tek teÅŸkilat olmuÅŸtur.Yok edilmek istenen müslüman BoÅŸnak halkının kimliÄŸini korumak en büyük emelimizdi, bizi ayakta tutan güç buydu. Zulümleri imanımızla göğüsledik. Uzun yıllar cezaevi hayatı çeken üyelerimizle 1989′da gizlice biraraya geldik, o ruhu parti kurarak yaÅŸatmaya karar verdik.

GMT’nin ihtiyarlayan ama ruhları genç olan bir grup insan hayatı bahasına yeniden ortaya çıktı ve SD kuruldu. Çocuklarımızı yanımıza alarak yola çıktık. Çünkü genç yaşımızda yemin ettik: İslam ve müslümanlar için çalışacağımız hususunda Allah’a söz verdik. Bunca cefaya raÄŸmen yolumuzdan ayrılmadık. Komünistler battıkça, partimiz Bosna semalarında yükseldi ve beklenen güneÅŸ doÄŸdu. Partimizin aydınlık yolundan yürüyen halkımız kimliÄŸine sahip çıktı, partimizi iktidara taşıdı. Sevinç göz yaÅŸları aktı, camilerde şükür namazları kılınarak Allah’a hamd edildi. Dünya bir kere daha görmüştür ki müslüman BoÅŸnak halkı yok edilemedi. Bu bize Allah’ın lütfudur. İnanıyorumki, GMT ve onun devamı SDA, Yugoslavya müslümanlarının uyanışında tarihi rol oynadı.

Parti kurma fikri nasıl gelişti?

Parti kurma fikri aklıma cezaevindeyken geldi. Komunizmin birgün biteceğine inanmıştım ve planlarımı buna göre kurardım. Arkadaşlarıma cezaevindeyken bunları söylediğimde gülerlerdi. Mahkemede bile bu fikri savundum. Bu fikrimin yakın olduğunu, dünyada yaşanan siyasi ekonomik çalkantılardan anlamıştım. Bu çalkantıların Komünistsiz bir dünyanın doğum sancıları olduğu anlaşılmıştı. Bu günler için hazırlıklara başlanması gerektiğine inanarak parti kurmayı o zamandan kararlaştırdım. Zaman beni haklı çıkardı. Cezaevinde başlattığım parti çalışmalarımı çıktıkdan sonra arkadaşlarımla fiiliyata koyduk. SDA cezaevinde kuruldu. Tüm hazırlıkları arkadaşlarımızla içerde iken tamamlamıştık. SDA Yugoslavya tarihinde en hızlı örgütlenen parti olmuştur.

Neden SDA adını seçtiniz..?

Henüz ayrılık olmamıştı ve biz Bosna-Hersek’te yaÅŸayan Sırp ve Hırvatları vatandaÅŸlarımız kabul ediyorduk. Partimizin adını ünlü sanatçımız Saffet İseviç buldu. Görüş birliÄŸiyle, partimizin adı SDA oldu. SDA’yı resmen Mart 1990′da kurduk. Kurultayımızı 26 Mayıs 1990′da topladık. Yugoslavya’da yüz küsur parti vardı. Elhamdülillah partimiz bunların içinde en büyük parti durumuna geldi. Müslümanlar olarak çok baskı gördük. Dinimizi öğrenebilecek kadar özgür olamadık. Ben İslamı ve mücadele ÅŸuurunu Mevdudi, Seyyit Kutup, Hasan El Benna ve Fazlurrahman gibi âlimlerin kitaplarından öğrendim. Partimizin kazandığı zaferler sayesinde İslam yeniden ülkemizde hayat bulmaya baÅŸladı. İlk seçimde oyların % 33′ünü alarak 130 sandalyeli parlamentoda 42 MilletvekilliÄŸi kazandık. Bu Müslüman BoÅŸnak halkının ilk demokrasi zaferi oldu. Kısacası yok edilmek istenen bir halkın kimliÄŸini ayaÄŸa kaldırdık, biz varız dedik.”

Aliya ikinci defa baÅŸkan

Aliya İzzetbegoviç’in anlattıkları burada bitiyor. BoÅŸnak halkı 200 bin ÅŸehidin ardından özgürlüklerine kavuÅŸtular. ABD’nin Dayton kentinde parafe edilen ve Paris’te imzalanan anlaÅŸmayla 4 yıl süren kanlı savaşın yaÅŸandığı savaÅŸ resmen bitmiÅŸ olsada Bosna Hersek’te normal hayata dönüş kolay deÄŸildi. Yakılıp yıkılan bu ülkenin yeniden yapılanması birinci derecede düşündüren faktör olmakla birlikte, ülkeyi kim yönetecek, seçimler nasıl gerçekleÅŸtirileçek düşüncesi herÅŸeyin önündeydi. Müslüman BoÅŸnak, Hırvat ve Sırplardan oluÅŸan taraflar kadar Dayton antlaÅŸmasına imza koyan garantör ülkeler de, seçimin sonucunu merak ediyorlardı. 14 Eylül 1996′daki seçimlerde 24 ayrı parti ve bağımsızlarla birlikte 3398 aday yarıştı. En çok oyu toplayan Aliya ikinci defa CumhurbaÅŸkanı seçildi. Sırp ve Hırvatlar tarafından bölgeden kovulmak istenen müslümanlar verdikleri onurlu direniÅŸ sonunda hem bu bölgede kalmayı hem ülke yönetimini yeniden ele geçirmeyi baÅŸardılar. Aliya 1998′e kadar CumhurbaÅŸkanlığı yaptı. 13-14 Eylül 1998′da yapılan Devlet BaÅŸkanlığı seçiminde Aliya’nın ÅŸahsında müslüman BoÅŸnak halkı bu zaferi yenilemiÅŸ oldu. Özgür ve Demokrat Bosna Hersek adı altında SDA (Demokratik Eylem Partisi), ZABİH ( HerÅŸey Bosna İçin Partisi) ve LP (Liberal Parti)’den oluÅŸan seçim koalisyonu Aliya’yı Devlet BaÅŸkanlığına aday gösterdi. Aliya Bosna Hersek CumhurbaÅŸkanlık Konseyi BaÅŸkanlığına seçildi. Sırp aday Zivko RadiÅŸik ve Hırvat aday Ante Yelaviç, Aliya’ya yardımcı olarak seçildiler. Böylece Aliya, halkı tarafından kabul bulmuÅŸ karizmatik lider olduÄŸunu bir kere daha isbatlamış oldu.

‘Selam sana ey halkım!’

“Bu günleri gösteren yüce Allah’a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert deÄŸildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya ÅŸimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara raÄŸmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inÅŸa ettik. Åžehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inÅŸallah cennet’de buluÅŸacağız, onları Allah’ın ve meleklerinin huzurunda ÅŸanlı direniÅŸlerinden dolayı kutlayacağız. Gelinen noktada herÅŸey bitmiÅŸ deÄŸil, yeni baÅŸlıyoruz. BaÅŸlattığımız mücadelede eksiklikler olmasına raÄŸmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sıhhatim nedeniyle aktif siyaseti bırakıyor, bir nefer olarak ömrümü halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destekle yaÅŸayacağım. Allah’a hamd ediyorum ki bugün elimdeki dalgalanan bayrağı teslim edeceÄŸim inanmış yüzbinler var. Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor. Selam sana ey halkım. İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın.”
(Aliya’nın SDA’nın Genel Kurulu’ndaki veda konuÅŸmasından)

PaylaÅŸ/Kaydet

İsterseniz yorum yapabilir, veya Diğer yazılara Bakabilirsiniz.

Henüz Yorum Yok “Bir Büyük ve Örnek Lider - Aliya”

Yorumunuzu Belirtin

Yorum göndermek için Giriş yapmalısınız.